ZIRANBULA PAYLAŞMAYA DEVAM EDİYOR… HER HAFTA 10 AYRI SUNU (SLAYT GÖSTERİSİ)… ZIRANBULA PAYLAŞMAYA DEVAM EDİYOR… HER HAFTA 10 AYRI SUNU (SLAYT GÖSTERİSİ)… ZIRANBULA PAYLAŞMAYA DEVAM EDİYOR… HER HAFTA 10 AYRI SUNU (SLAYT GÖSTERİSİ)…

"""1"""ATATÜRK DİYOR Kİ """2"""2005 İN EN İYİ FOTOĞRAFLARI """3"""EN SON NE ZAMAN """4"""5 KİŞİ 4 PARAŞÜT """5"""4 KARE PROBLEMİ"""6"""PARANLA YAPAMAYACAKLARIN"""7"""İNSAN BEYNİ NELER YAPABİLİYOR"""8"""DÜNYA FUTBOL TAKTİĞİ"""9"""MORAL BULDURUCU"""10"""BAŞARILI OLMANIN YOLLARI




« Önceki |

31/5/2007


SEVDİĞİN KADAR SEVİLİRSİN

Her şey sende gizli
Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif
kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakini gördüğüdür rengin
Yaşadıklarını kar sayma
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna
Ne kadar yaşarsan yaşa
Sevdiğin kadardır ömrün
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme, bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi;
Sevdiğin kadar sevileceksin
Ay ışındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak
Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü his ettiğin kadar güçlü
Kendini güzel hissettiğin kadar güzel
İşte budur hayat, işte budur yaşamak
Bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün;
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin
Bunu da öğren;
SEVDİĞİN KADAR SEVİLİRSİN

Can YÜCEL

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Geri Gelen Mektup

Rûhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden?
Bilmem, bu yanardağ ne biçim korla tutuştu?
Pervâne olan kendini gizler mi alevden?
Sen istedin, ondan bu gönül zorla tutuştu...

Gün senden ışık alsa bir renge bürünse;
Ay secde edip çehrene yerlerde sürünse;
Her şey silinip kayboluyorken nazarımdan
Yalnız o yeşil gözlerinin nûru görünse...

Ey sen ki kül ettin beni onmaz yakışınla,
Ey sen ki gönüller tutuşur her bakışınla!..
Hançer gibi keskin ve çiçekler gibi ince,
Çehren bana uğrunda ölüm hâzzı verince,
Gönlümdeki azgın devi rüzgârlara attım;
Gözlerle günâh işlemenin zevkini tattım.
Gözler ki birer parçasıdır sende İlâh?ın,
Gözler ki senin en katı zulmün ve silâhın,
Vur şanlı silâhınla gönül mülkü düzelsin;
Sen öldürüyorken de, vururken de güzelsin!

Bir başka füsûn fışkırıyor sanki yüzünden,
Bir yüz ki yapılmış dişi kaplanla hüzünden...
Hasret sana ey yirmi yılın taze baharı,
Vaslınla da dinmez yine bağrımdaki ağrı.
Dinmez! Gönlün, tapmanın, aşkın sesidir bu!
Hasret çekerek uğruna ölmek de kolaydı,
Görmek seni ukbâdan eğer mümkün olaydı.

Dünyayı boğup mahşere döndürse denizler,
Tek bendeki volkanları söndürse denizler...
Halâ yaşıyor gizlenerek rûhuma "Kaabil";
İmkânı bulunsaydı, bütün ömre mukabil
Sırretmeye elden seni bir perde olurdum.
Toprak gibi her çiğnediğin yerde olurdum.

Mehtaplı yüzün Tanrı'yı kıskandırıyordur.
En hisli şiirden de örülmez bu güzellik.
Yaklaşması güç, senden uzaklaşması zordur,
Kalbin işidir, gözle görülmez bu güzellik!
 

 

                                                                         Hüseyin Nihal Adsız

 

 

 

 

31/5/2007

fıkralar

RESİM

Leyla, ağacın altına oturmuş resim yapıyordu. Babası kızın elindeki bomboş kagığıdı görünce sordu :

-Leyla, ne resmi yapıyorsun bakayım?

-Çimenlikte bir keçi resmi.  

-Çimenler nerede?

-Keçi hepsini yedi.  

-Ya keçi? .  

-Yiyecek birşey kalmayınca o da gitti

 

İKİ VAKTE KADAR

Eski deyimle basur (yeni ve bilimsel söylenişiyle hemoroit) çekenler bilir, çok ıstırap veren bir hastalıktır.  Adamcağız da hemoroitten öyle çekmiş ki. Derken biri Kahve telvesi sür deyince, bir yerlerden kahve bulmuş. Bol bol koyup pişirmiş.

Sonra da avuçladığı gibi sürmüş. Sürmüş ama. Ağlaya sızlaya doktora koşmuş.  Soyunmuş, eğilmiş.

Doktor da eğilmiş, bakarken. Hasta sormuş :

-Ne var doktorcuğum? Ne gördün?

-Vallahi iki vakte kadar bir yol görünüyor. Birde uzun boylu birinden toplu para alacaksınız. Haaa Bir de mektup var.

 

31/5/2007

fıkra

YAVASLA

Temel Sehir dışında bir yolda hızla araba kullanıyormuş. Bakmış bir tabela " YAVASLA 80 km".  Temel hızını 80`e indirmiş.

Birazdan baska bir tabela "YAVASLA 60 " Temel hizini 60` a indirmis. Merakla giderken yeniden bir tabela " YAVASLA 40 ".  Temel 40 km`ye inmis bir yandan da acaba yolda calisma mi var? diye dusunuyormus.  Epey gittikten sonra bakmis yine bir tabela " YAVASLA 15 ".  Temel hizini 15 km`ye indirmis yolun en sagindan tingir mingir gitmeye baslamis ama meraktan da catlayacak.  Uflaya puflaya bir saat daha gittikten sonra yeni bir tabela gormus:

" YAVASLA YA HOS GELDINIZ, NUFUS:2500 "

31/5/2007

fıkralar

DİLBİLGİSİ

Dilbilgisi dersinde Karadenizli öğretmen, Erzurumlu öğrencisini sözlüye kaldırıp sormuş :

-Pakmak fiilinin çekiminu yap pakalum.

-Erzurumlu öğrenci hemen atılır :

-Bakirem, bakirsem, bakir.  

Öğretmen öğrencisinin bu cevabı karşısında :

-Uy diluni eşekarisu soksun. Öyle mi denur daa? Onun aslu pöyledur :

-Pakayrum, pakaysun, pakay.

31/5/2007

fıkralar

ARABA BEKLİYORUM

Kadının biri bir dolap almış evine getirmiş ve bu dolap evin önünden her araba geçtiğinde gıcırdıyormuş. Kadın dolabı aldığı yere gitmiş ve bu dolap gıcırdıyor demiş. adam nasıl olur hanımefendi demiş bir bakalım demiş; ve eve gitmişler adam dolabın içine girip araba geçince nereden gıcırdadığını bulmak istemiş. tam içeri girince kadının kocası gelmiş ve gömleğini çıkarıp dolaba koymak istemiş. dolabı açınca adamı görmüş ve senin burada ne işin var demiş. adam ise------valla araba bekliyorum dersem inanır mısın demiş.

Kategorilerim

Arkadaşlarım

Bağlantılarım

Blogcu ile yapıldı